Yaban Mersinli Protein Pudingi

Her gün düzenli olarak en az 1 saat programım içine dahil etmeye çalıştığım yoga ya da pilates dersleri sonrası, protein ihtiyacımı karşılamak için bu aralar çeşit çeşit tarifler üretmeye başladım diyebilirim. Sadece spor ya da yoga sonrası değil “tatlı birşeyler yemem gerek” dediğim o anlarda (demeyen var mı?) imdadıma yetişen bu tarifi sizde mutlaka deneyin. Oldukça basit!

Yaban Mersinli Protein Pudingi

* 1 Ölçek protein tozu (Sun Warrior benim her zaman favorim.)

* Çok az tuz (himalaya tuzu)

* 8-10 Tane yaban mersini (dondurulmuşta olabilir)

* 1 Çay kaşığı tarçın

* 1/2 Çay kaşığı stevia

* 1 Çorba kaşığı fıstık ezmesi (yoğunluğu isteğinize bağlı)

* Ben puding kıvamına gelmesi için xanthan gum kullanıyorum. ( Türkiye’de ksantan gam olarak satılıyor. Bir nevi kıvam arttırıcı.) Bulamazsanız sorun değil fıstık ezmeside o yoğunluğu az çok veriyor.

Maalesef pek çok kişi yaşadığımız stresli hayat koşullarından dolayı salgın hastalık gibi çoğalan depresyon, panik atak ve diğer psikolojik sıkıntılarla günlük yaşamı içerisinde mücadele etmek zorunda kalıyor. Her zaman belirttiğim gibi bu tarz sıkıntılar için profesyonel bir yardım almak ilk aşama olmalı fakat sizde yaşam şeklinizi değiştirerek biraz olsun iyileşme sürecinize katkıda bulunabilirsiniz. 

1. Kafein içeren içeceklere bir süre veda edin ( kahve, enerji içecekleri); Daha da stresli ve huzursuz hissetmenize neden olduklarını unutmayın.
2. İşlem görmüş ve paketlenmiş gıda reyonlarından uzak durun; İnflamasyonu arttıran bu gıdaların ruh haliniz üzerinde ki etkilerini bir süre ara verdiğinizde daha iyi hissedeceksiniz.
3. Yapay tatlandırıcıları hayatınızdan çıkartın; Aspartame ve etkileri için yapılan çalışmaları youtube da izlemek size yardımcı olacaktır.
4. Daha fazla su tüketin; Dehidrasyon yorgunluk, beyin bulanması ve gereksiz endişe haline sebep olur.
5. Her öğününüze protein, iyi yağlar ve kompleks karbonhidratları ekleyin; Tüm bunlar kan şekeri düzeyinizi stabil tutmaya yardımcı olur ve unutmayın kan şekeriniz düştüğünde ruh halinizde etkilenir. İyi yağlar ve kompleks karbonhidratlar size iyi hissetmenizi sağlayacak hormon ve nörotransmitter yapımına yardımcı olur.
6. 8 saat uyku; Düzenli uykunun kişileri çok daha verimli ve mutlu hale getirdiği yapılan pek çok çalışmada kanıtlandı.
7. Her gün stressiz yaşam alanınızda zaman geçirin. En az 30 dakika kendinize herşeyden uzakta vakit ayırın.
8. Egzersiz yapmayı hayatınızın bir parçası haline getirin. Bunun için pahalı spor merkezlerine üye olmaktan ziyade günlük yürüyüşler yaparak ya da evde uygulayabileceğiniz hareketler seçerek aktif bir hayat tarzını benimseyebilirsiniz.
9. Eğer hala yogayı denemediyseniz artık daha fazla beklemeyin. Kişisel farklılıklarınız doğrultusunda size yardımcı olabilecek bir merkezde yogayı ve etkilerini gözlemleyin. 

Not; Çevrenizde ki olumsuzlukları azaltmaya, değiştirebilecekleriniz için mücadele etmeye ve değiştiremeyeceklerinizi kabul etmeye çalışın.


Protein Deposu Kinoa!

Kesinlikle Japon mutfağı dünya yemekleri sıralamasında listemde 1. sırada ve japonların ne kadar sağlıklı beslendiğini sanırım anlatmama bile gerek yoktur. Bende fırsat buldukça japon arkadaşlarımdan öğrendiğim tarifleri kendi mutfağımda da denemeye çalışıyorum. Kinoayı yıllardır bilinen klasik şekliyle sürekli tüketmeye çalışsamda japon bir arkadaşımın önerdiği bu tarife bayıldım. 

Not: Unutmayın her öğün protein tüketmek çok önemli…

Malzemeler;

  • 1 Kupa kinoa
  • 1.5 Kupa su
  • 1/4 Soğan
  • 2 Havuç
  • 3 Adet yeşil soğan
  • 3 Adet sarımsak
  • 1/2 Çay kaşığı taze zencefil
  • 1 Yemek kaşığı zeytinyağı
  • 2 Yumurta (çırpılmış)
  • 1/2 Kupa bezelye
  • Himalaya tuzu
  • 1.5 Çay kaşığı teriyaki sos
  • 2.5 Çay kaşığı soya sosu
  • 1/4 Çay kaşığı susam yağı

 

Method;

1. Soğuk suda kinoayı birkaç kez yıkayın

2. Tencerenin içerisine kinoa ve suyu ekleyin, kaynadıktan sonra tuzu ekleyerek hafif ateşte 15-20 dakika kadar kinoalar yumuşayana kadar bekletin

3. Başka bir tencerede 1/2 yemek kaşığı zeytinyağını, soğanı ve havuçları 2 dakika pişirin ve sarımsak ile zencefili ekleyerek 2 dakika kadar daha yüksek ateşte pişirmeye devam edin

4. Tencereye 1/2 yemek kaşığı zeytinyağını ve kinoaları ekleyin

5. Sosları, bezelyeleri ve 2 yumurtayıda yemeğinize ekleyerek karıştırmaya devam edin.

6. Bezelyeler yeterince ısınınca ateşi kapatın ve yeşil soğanı ilave ederek servis edebilirsiniz.

 

Tamamen damak zevkinize göre tarifi değiştirebilirsiniz.

 

Egzama kremini kendin yapmak ister misin?

Stres eğer hayatınızın bir parçası haline gelmeye başladıysa bedeninizin de sizi uyarmaya başladığı ilk yer cildiniz olur. Gerek düzensiz beslenmenin gerekse stres dolu geçen günlerinizin bedeniniz içerisinde ve organlarınızda yarattığı değişimi cildinizde ki farklılarla çok rahat anlayabilirsiniz. Egzama da strese bağlı cilt problemleri arasında listenin en başlarında yer alıyor diyebiliriz. Eğer bu tarz bir sıkıntınız varsa tabi ki öncelikle cilt doktorunuzun teşhis ve tedavisiyle ilerlemeniz en doğru seçenek fakat farklı bir alternatif neden olmasın diyorsanız egzama için yaptığım krem tarifime bir göz atın derim. Avustralya’da katıldığım kursların birinde öğrendiğim bu tarifi çevremde egzama için alternatif olarak ya da hassas ciltlere sahip kişiler için özellikle son bir yıldır öneriyorum.

 

 

Malzemeler;

  • 1/4 bardak yulaf (toz haline getirilmiş)
  • 3/4 bardak organik hindistan cevizi yağı
  • 10 damla biberiye yağı
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı

 

Method;

1.Hindistan cevizi yağını ufak bir tavada eritin (yaklaşık 20 saniye kadar).

2.Bu karışıma 10 damla biberiye yağı ekleyin ve yulaf ile karıştırın.

3.Bu karışıma zeytinyağını ekleyin ve iyice karıştırın.

4.Krem kabı olarak kullanabileceğiz cam bir kaba karışımı boşaltın ve buzdolabında bir süre bekletin.

 

Not; Bedeniniz strese semptom düzeyinde cevap vermeden müdahale etmek ve problemlerin önüne geçmek en doğru yol unutmayın.

 

Sevgiler

 

Berna

3 Aşamalı Sağlık Protokolümden Birkaç Madde

Avustralya da ve Türkiye de (online olarak) yaşam koçluğu yaptığım müşterilerime uyguladığım 3 Aşamalı protokolümün 1. Aşamaşından birkaç maddeyi bugün sizlerle paylaşmak istedim. Holistik bir yaklaşımla hazırladığım bu protokoller her bireye ve ihtiyaçlarına göre farklılık gösterse de genel olarak herkesin fayda sağlayacağını umduğum  bir kaç maddeyi sizinde hayatlarınıza katmanızı öneririm.

 

  • Her sabah rutininize mutlaka limonlu suyu ekleyin.
  • Akşam yemeğinizden 30 dakika önce 1 tatlı kaşığı organik elma sirkesini su ile karıştırıp içerek sindirim sisteminizi ateşleyebilirsiniz.
  • Antibiyotik kullanmaya başlarken defalarca düşünün!!! Gereksiz ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının bağışıklık sistemine ağır zararlar verdigini ve daha sonra ki yaşamsal nedenli antibiyotik kullanımlarınızı riske soktuğunu aklınızdan çıkarmayın.
  • Her gün ara öğün olarak bir bardak  yeşil çay tüketin. Yapılan araştırmalarda, günde en az 1 kupa yeşil çay içilmesi halinde kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskinin azaldığı, total kolesterolün yeşil çay içmeyenlere göre yüzde 11 civarında düştüğü gözlemlendi. Yeşil çay, antioksidan etkisinden dolayı, kolon, göğüs, küçük hücreli akciğer kanseri, prostat kanseri gibi kanserlere karşı koruyucu etki sağlıyor.
  • Kilo kontrolü için şu formülü tabaklarınıza uygulayın 1/4 protein, 1/4 karbonhidrat, 1/2 sebze ve kilo vermek istiyorsanız öğleden sonra 15.00 itibariyle karbonhidrat tüketmeyin.
  • Buğday çimi suyunu haftada bir kez tüketmeye çalışın. Evde kolaylıkla yetiştirilebilen buğday çiminin faydaları saymakla bitmiyor.
  1. 30 ml taze sıkılmış buğday çimi suyu yaklaşık 1 kg yeşil sebze ile aynı besin değerini taşır.
  2. Buğday çiminin kimyasal bileşimi kana çok benzer ve harika bir kanser ilacıdır.
  3. Buğday çimi bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
  4. Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunur.
  5. Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
  6. Sıvı oksijenle dolu olan buğday çimi, doğanın en güçlü anti kanseri olan ‘laetril’ içermektedir.
  • Şeker ve tuzu sağlık alternatiflerle değiştirin. Şeker yerine stevia ya da esmer şeker, sofra tuzu yerine ise himalaya tuzu kullanın.
  • Beyaz ekmekten uzak durun, mümkünse glutensiz ekmekleri ya da tam buğday ekmeğini tercih edin.
  • Yemeklerinizin yanında sıvı tüketmemeye özen gösterin. Neden mi? Midenizin yapısında bulunan ve sindirime yardımcı olan gastrik asit (Hidroklorik asit, Potasyum klorit..) yemek esnasında tükettiğiniz sıvıların etkisiyle sindirim anında yetersiz kalır ve besinleri gerektiği şekilde parçalayamaz. Bu nedenle yemeklerinizden 20 dakika önce ve 20 dakika sonra su içmemeye, sıvı tüketmemeye özen gösterin.
  • Her öğününüzde proteini ihmal etmeyin. Tahin ve kinoa da protein kaynakları unutmayın.

 

 

Hep Yoga yapın, hadi yogaya başlayın diye gerek çevreme gerekse beni takip eden herkese yıllardır yogayı tavsiye ediyorum. Fakat bunun nedeni yoga eğitmeni olmamdan ziyade bir fizyoterapist olarak terapi boyutunda yogayı yıllardır hastalarıma  uygulamam ve üzerine de pek çok araştırma yapmam. Yıllar önce yoga eğitmeni olmaya karar verdiğimde Avustralya da eğitmenlik veren tüm stüdyoları ve akademileri tek tek gezip hep şu soruyu sordum;  Peki ama nasıl? Yoga nasıl olurda böbrek üstü bezlerden salgılanan stress hormonu kortisol salımını azaltabiliyor, peki ama yoga ile nörolojik hastalıklar arasında nasıl bir ilişki var? Yoga tiroid bezi fonksiyonunu nasıl düzenleyebiliyor, karaciğer ve yoga arasında ki bağlantıyı bana açıklayabilir misiniz? Tahmin edersiniz ki tüm bunlara benzer onlarca soruların cevaplarını aramam ve yogayı bir sağlık uygulayıcı olarak bu anlamda degerlendirmem kaçınılmazdı. Amacım yoga eğitmenliğini bir meslek olarak uygulamaktan ziyade holistik (bütünleyici) sağlığa inan biri olarak kendi hastalarıma ve öğrencilerime bu terapi yöntemini nasıl uygulayacağımı öğrenmekti. Bu aramalarım doğrultusunda Avustralya’da  yoga terapiye bakış açıları ile beni oldukça etkileyen Moksha Yoga ekibi ile tanıştım.  Tabi ki akademi, başvuran ilk yabancı ögrenci olmam nedeniyle başlarda programa beni dahil etmekte kararsız kaldı. Melborne de pek çok doktorun, fizyoterapistin ve sağlıkçının programa dahil olabilmek için sırada beklediğini düşünürsek benim kabul almakta zorlanmam pekte garip değildi. Sonunda 3 ay uğraştan sonra hayatımı değiştiren ve mesleğimi uygulayışıma ve  yaklaşımıma yeni bir boyut kazandıran yogayı çok yakından tanıma şansı buldum. Üniversite hayatımda bile bu kadar zorlanmadığım haftalık araştırma ödevleri, onlarca okunan akademik makale, toplamda 20 bin kelimeye ulaşan yazdığım makaleler ile adım adım yoga terapiyi inceledim. Kısaca yoga hayatıma tarifsiz değerler kazandırdı ve sadece terapi boyutunda değil, yaşama olan farkındalığımı arttırması ve bana sunduğu eşsiz yolculuk özetleyebileceğim birkaç faydası. Avidya Yoga’da başlangıç sınıflarımda her zaman söylediğim gibi beyninizin tamamen kablolardan ibaret olduğunu düşünün ve bu kabloları oturup ayırmazsanız ve bu karışıklığı ortadan kaldırmazsanız bu kablolar stresle, zamanla aşınacak  ve bir trafonun patlaması gibi semptom düzeyine ulaşam hastalıklarla size geri dönecek. Doktora gittiğinizde kağıdın üzerinde tanısı konmuş bir hastalık olarakta hayatınızda yer bulacak. Yaşam koçluğu yaptığım kişilere söylediğim gibi evinizi su basınca halıları yıkarım, suyu boşaltırım temizlerim geçer diyip kestirip atmıyorsanız ve kaynağını bulmaya çalışıyorsanız kendinize de bir zahmet aynı özeni gösterin. Evi su basmadan, kablolar aşınıp trafoyu patlatmadan, kağıt uzerine dökülmüş hastalıklar karşınıza çıkmadan lütfen bugün birşeyler yapmaya başlayın ve hastalıkların engellenmesinde ve tedavisinde bizlere rehberlik eden 5000 yıllık bir bilimi, yogayı bir an önce hayatınıza sokun. Bende hiçbir şey yok çok sağlıklıyım diyenler şu soruları sorun kendinize;
*Ne kadar tükettiğiniz ya da ne kadara sahip olduğunuz hiç önemli olmadan  hep daha fazlasını mı istiyorsunuz ve herşeyin daha iyisini,  en son modelini satın almak için mi uğraşıyorsunuz? Ama yine de mutlu değil misiniz?
*Memnuniyetsiz ve mutsuz musunuz? Stres, öfke, açgözlülük, depresyon, karamsarlık…Tanıdık geldi mi?
 *Hep birşeylerin eksik olduğu duygusunu mu yaşıyorsunuz? Bu eksikliği gidermek için ise daha da fazla satın alıp, daha da fazla mı biriktiyorsunuz?  Ayakkabılar, kıyafetler, çantalar adını siz koyun!
*Yoksa herşey mükemmel olsun diye uğraşanlardan mısınız? Eşim, çocuğum , işim bedenim herşey harika olmalı olmasa da oyle gözükmeli diyenlerden misiniz?
*İnsanların hakkınızda ki düşünceleri gününüzü ya da hayatınızı şekillendiren “hayatta umurumda olmaz” desenizde içten içe sizi etkileyen bir unsur mu?
Bunlardan sadece birine bile EVET diyorsanız yogayı hayatınızın bir parçası haline getirmek için daha fazla beklemeyin derim. Yoga sadece mat üzerinde uygulanan bir disiplin değil günlük hayatımızda yüzleştiğimiz tüm bu engellerle mücadelemizde ruhsal gelişimimize ışık tutan, hayatın her alanında uygulayabileceğimiz bir rehber. Gerçekten size bu eğitimi verebilecek doğru kişilerle ve doğru yerlerde yogayı tecrübe ederseniz bir daha yaşamınızdan eksik etmek istemeyeceğiniz harika bir yolculuğa adım atmış olursunuz.
Namaste

Son günlerde maillerde ve mesajlarda bana en çok sorulan soru şu; “Daha sağlıklı olabilmek için nereden başlayabilirim?”
Tabi ki sağlıklı bir hayat önce mutfağınızda başlar ama benim bundan da önce en çok önem verdiğim ve yaşam koçluğu yaptığım kişilere hazırladığım programda ilk sıraya koyduğum konu uyku düzeni. Kaliteli bir uykunun bedeni hücresel düzeyde yeniden şarj ettiğini ve 8 saat gece uykusunun bağışıklık sisteminiz için ne kadar önem taşıdığını sanıyorum yazmama bile gerek yoktur. Uyu demek elbette kolay ama peki uyku problemi yaşıyorsanız neler yapabilirsiniz? Bugünden itibaren uygulamaya başlayabileceğiniz ve benimde uyku sorunu çeken müşterilerime tavsiye ettiğim 10 öneri;
1. Akşam saatleri bedenimizin kendini dinlenme moduna aldığı saatlerdir ve bu saatlerde gerek beyninizi gerekse bedeninizi aşırı derecede yormaktan kaçının. Yorucu egzersizleri, cep telefonunuz ile yapışık geçirdiğiniz saatleri, sosyal medya hesaplarınızda harcanan dakikaları kısaca beyninizi fazlasıyla uyaracak herşeyi en aza indirmeye çalışın.
2. Özellikle akşam 9 itibariyle cep telefonunuza, tv ve bilgisayar gibi tüm elektronik eşyalarınıza sabaha kadar hoşçakal demeyi alışkanlık haline getirin. Pek çok müşterim bu madde için YAPAMAM HAYATTA OLMAZ diyerek çığlıklar atıyor ilk başlarda. Eğer sizde okuduğunuzda aynı tepkiyi verdiyseniz şöyle yaparak bu alışkanlığı size kazandırmaya çalışalım; Eğer yatana kadar beyninizi uyaracak tüm elektronik aletleri açık tutmayı sevenlerdenseniz, ilk gün 10 dakika ile başlayın ve bu süreyi giderek arttırın. İlk gün yatmadan 10 dakika önce ertesi gün 20 dakika gibi. Herşeyden uzakta geçireceğiniz bu süre kendinize ya da ailenize ayıracağınız kaliteli zamanıda arttıracak unutmayın.
3. Uyuduğunuz odanın karanlıkta olmasının ne kadar önemli olduğunu yıllardır öğrencilerime ve çevreme anlatıyorum. Beyninizde bulunan endokrin bezlerden bir tanesi özellikle siz uyurken kansere koruyucu bir hormon salgılıyor (melatonin) ve karanlık bu hormonun etkisini oldukça arttırıyor.
4. Sağlığınız hayatınızda ki ilk öncelik ve sabaha kadar bekleyebilecek herşeyi ertelemeyi, kendinize daha çok değer vermeyi öğrenin.
5. Uyku öncesi yastığınıza birkaç damla lavanta yağı damlatın. Özellikle stresli bir gün geçiriyorsanız gün içinde de lavanta yağı sizi rahatlatacaktır.
6. Ilık sütün içine çok az tuz ve tarçın ekleyin, uyku sıkıntısı çektiğiniz günler özellikle bu sütü tüketin.
7. Papatya çayını hafife almayın. İnanılmaz rahatlatıcı ve uyku sorunları için birebir.
8. Evinizde ki lambaların çok parlak olmasından kaçının özellikle odanızı hafifçe  aydınlatan köşe lambaları bu anlamda çok ideal.
9. Dinlendirici müzikleri uyumadan önce dinlemek gevşemeniz için her zaman iyi bir yoldur.
10. Parasempatik sinir sisteminizi (gevşemenizi ve rahatlamanızı sağlayan sinir sistemi) harekete geçiren nefes tekniklerinden biri olan okyanus nefesini deneyin. (Eski öğrencilerim bu nefes tekniği hatırlayacaktır). Burnunuzdan nefes alın ve verirken ağzınız kapalı bir gözlük camını temizler gibi üflediğinizi düşünerek boğazınızda hava çıkışını azaltıp okyanus dalgalarına benzer bir ses çıkarmaya çalışın. Gün içerisinde pratiğini yapabilir ya da yoga eğitmeninize bu nefes tekniği hakkında danışabilirsiniz.
Kaliteli ve güzel bir uykunun hayatınızda yarattığı değişim düşündüğünüzden çok daha büyük olacak unutmayın.

 

Karaciğerin gerçekleştirdiği sayısız işlevi nedeniyle ne kadar önemli bir organ olduğunu sanıyorum bilmeyen yoktur. Bedenimizi toksinlerden arındırmak, kan şeker seviyesini düzenlemek, karbonhidratları, yağları ve proteni metabolise etmek, vitamin ve mineralleri sentezlemek ve hormanları düzene sokmak bu organın bedenimizi sağlıklı tutmak adına üstlendiği görevlerden sadece birkaçı. Özellikle detoksifikasyon görevini yerini getirmek için tam performansla çalışması gereken bu özel organımızı maalesef pek çok kişi beslenme şekli, alkol ve kahve gibi alışkanlıkları nedeniyle çokta iyi koruyamıyor. Hormon düzensizlikleri, uyku problemleri, aşırı yorgunluk hali, akne ve benzeri cilt problemleri karaciğerinizin yavaşladığını kısaca yorulduğunu gösteren birkaç işaret. Avusturalya da sağlıklı yaşam koçluğu yaptığım kişilere hep şunu hatırlatıyorum; “Bedeninizi dinlemeyi öğrenin”. Hastalıklar tanısı konmadan ve semptomlarını ortaya çıkarmadan önce bedeniniz mutlaka size birşeylerin ters gitmeye başladığını gösteren işaretler verir. Sizi uyarıcı nitelikte ki bu işaretleri ciddiye alarak bir an önce önleminizi almak ise kendinize ve geleceğinize vereceğiniz en güzel hediye.

Peki uzun lafın kısası karaciğerimize bedenimizi korumak için verdiği mücadelede nasıl destek olabiliriz! Mutfaklarınızda ve alışkanlıklarınızda yaratacağınız birkaç değişiklik ile başlayabilirsiniz;

* Öğünlerinizden yapraklı yeşil sebzeleri eksik etmeyin ( brokoli, ıspanak ve roka gibi)

* Tabaklarınızı çeşitli meyve ve sebzelerle renklendirin ( havuç, yaban mersini,mevsim meyveleri)

* Soğan ve sarımsağı yemeklerinizden eksik etmeyin ( önemli not; sarımsağı yemeğe en son ekleyin. Isıyla 10 dakikadan fazla temas eden sarımsak maalesef tüm faydasını kaybediyor)

* Zencefil en büyük dostunuz olsun ( ben pilavıma bile katmaya başladım)

* Ceviz, badem ve chia tohumları karaciğer dostu unutmayın

* Proteinden zengin besinleri her öğün tüketmeye özen gösterin (kinoa, balık, tavuk..)

* Kendinize sadece her gün bir kahve hakkı tanıyın

* Alkolü sıkça tüketiyorsanız vedalaşmaya hazırlanın

* Şeker tüketimi konusunda sağlıklı seçeneklere yönelin ve beyaz şekeri hayatınızdan ve mutfağınızdan uzak tutun (stevia en sağlıklı alternatif)

* Vit B takviyesi alın (beslenme uzmanınıza bu konuda danışın)

* Paketlenmiş,işlemden geçmiş ve raflarda beni al diye bekleyen herşeyi yaşamınızda minimuma indirmeye çalışın

* Karaciğerinizin sizin için en çok çalıştığı gece vakitlerinde ona yardımcı olabilmek için özellikle gece 11 ve 4 arası uykuda olmaya özen gösterin. Bu saatleri uyanık geçiren kişilerin ertesi gün çok yorgun olmasının sebebi karaciğeriniz detoks vazifesini yaparken sizin ona uykusuz kalarak zorluk çıkarmanızdır.

Karaciğeriniz yukarıda sıraladığım tüm bu özeniniz ve sevginize karşılık parıldayan bir cilt, sağlıkla ve tam fonksiyonla çalışan hormonlar, kilo kontrolü ve ışıldayan saçlar olarak size teşekkür edecek.

Eğer hayatınızda bir kez olsun ölüm acısını yakından hissettiyseniz nasıl tarifsiz ve çaresiz bir duygu olduğunu anlatmama gerek yoktur. Keşkelerin içinde kaybolduğunuz, zamanı geri çevirebilmek adına sahip olduğunuz herşeyi feda edebileceğiniz, hayatın anlamsızlaştığı ve aldığınız nefesi bile sorguladığınız bir dönem. Tüm bunların yanında sevdiğiniz insanın canının yandığını görüp elinizden birşey gelmemesi yüreğinizi yakan diğer bir ateş. 20 Ağustos 2014 bizim yaşamımızın en acı günü ve yaklaşık bir yıldır da iyileşmeye ve hayata umutla tuttunmaya çalışıyoruz. Benim ve eşimin bundan yaklaşık bir yıl önce yaşadığımız o büyük acıdan sonra iyileşebilmek ve tekrar iyi hissedebilmek adına hayatımızın felsefesi haline getirdiğimiz birkaç kuralı sizinle bugün paylaşmak istedim. Bu yazımı 20 Ağustos günü yayınlamayı düşünürken bugünün belki de daha doğru olabileceğine karar verdim. Ülke olarak içinde bulunduğumuz bu üzücü süreçte okuyan ya da aynı acıları tecrübe eden birilerine biraz olsun umuyorum hayatında ışık olur bu yazı.

Günlük hayatlarımızda bireysel olarak mücadele ettiğimiz farklı sıkıntıların üzerine yaşadığımız her toplumsal yıkımdan sonra da, vicdan sahibi bir halkın insanları olarak gerek yüreklerimizde gerekse hafızalarımızda büyük yaralar açılıyor. Öfkenin, nefret dolu sosyal mesajların ve kaygıların hayatlarımızın ve ülkemizin baş köşesine yerleştiği bugünlerde hepimizin biraz nefes almaya ve olumlu düşünmeye ihtiyacı var. Kötü hissetme ve hissettirilme konusunda özellikle son zamanlarda bu kadar başarılıyken yaşamlarımızda hala bir şeyleri değiştirebilme şansımız var mı? Çevremizde yaşanılan bunca olumsuzluğa rağmen huzurlu ve mutlu olabilir miyiz? Kendinizi kızgın, kaygı dolu ve öfkeli hissetmek yerine bu enerjinizi olumlu alanlara yöneltmek sizi duyarsız biri mi yapar? Gerçek şu ki nefretle ve negatif enerji ile dolu hiçbir birey ya da toplum sağlıklı değildir ve sağlıklı adımlar atamaz. Daha da önemlisi yaşadığımız bu travmalar ve stresler yakın zamanda daha da büyük hasarlara yol açacaktır. Mutluluk önce sizin zihninizde ve bedeninizde başlamalı. Aksi halde birbirimizi zehirlemekten ve toplum olarak parçalanmaktan öteye gidemeyiz. İyi hissedebilmek aslında sizin elinizde. Bunun içinde birilerinin sizi motive etmesini beklemek yerine önce sizin kendinizi motive edebilmeyi öğrenmeniz gerekir. Nasıl mı?

*Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak sahip olduğumuz mal, toprak parçası ya da para ile değer biçilen satın alınan herşeyin geçiçi olduğunu, aslında size ait olmadığını sık sık kendinize hatırlatın.

*Hafta içi her gün kendinize sosyal medyadan, telefonunuzdan, haberlerden ve negatif enerji dolu insanlardan uzakta STRESSİZ ORTAM zamanları yaratın. Her gün düzenli olarak gideceğiniz ve kendinizle başbaşa kalabileceğiniz alanlar bulun. Günde en az 10 dakika kendiniz için bu zamanı ayırın.

*Değişiklik yapın, size kendinizi iyi hissettirecek farklı şeyleri deneyin. Uzun süredir başlayamadığınız hobinize geri dönün mesela ya da hiç cesaret edemediğiniz yeni bir şeyi deneyin bu hafta sonu.

*Hayatınızda sahip olduğunuz için şükredeceğiniz en az üç şeyi hergün kendinize hatırlatın. Sağlığınız, aileniz ya da çok şükür diyebileceğiniz her ne varsa yaşamlarınızda size verilmiş bir armağandır unutmayın.

*Düşündüğünüz, kafanızda kurduğunuz herşeye inanmayın ve ne zaman olumsuz bir düşünce zihninizi meşgul etse sizi en çok mutlu eden anı ya da kişiyi hatırlamaya çalışın.

*Sizi olumsuzluğa sürükleyecek kişilere ve sohbetlere izin vermeyin. Yaşadıkları mutsuzlukları ya da hatalarının bedelini başka insanları mutsuz ederek ya da üzmeye çalışarak çıkartmaya çalışan insanları yaşamınızdan tamamen çıkartın.—Mış gibi  yapan ama eline geçen ilk fırsatta BEN diye başlayan cümleler kuran bu insanları değiştirmeye çalışmak maalesef zaman kaybı!

*Yaşanılan herşey iyi ya da kötü hayatın bir parçası. Değiştiremeyeceklerinizi olduğu gibi kabul edin.

*Yoğun iş temponuza, bitirilmesi gereken projelerinize ya da işlerinize rağmen her gün ailenize ve dostlarınıza zaman ayırmaya çalışın. Düzenli bir sosyal hayat ve sevdiklerinizle dolu dolu geçireceğiniz saatler hayatta ki birçok başarınında en büyük sırrı bana kalırsa.

*Her gün hayatlarımızda ki bir diğer özel gün, yeni bir şans, tekrarı olmayan ve bir daha asla yaşanmayacak olan özel gün. Gününüz sizin gördüğünüz kadar aydınlık, hissetmek istediğiniz kadar mutluluk dolu geçecek. Karar sizin!!! Her gün önce KENDİNİZE ve sonra sevdiklerinize iyi davranın.

*Hayatınızı, yaşadıklarınızı ve kendinizi kimse ile karşılaştırmayın. Herkes bu yaşamda kendi yolculuğunu yaşayıp farklı şeyler tecrübe ediyor. Eğer bir kıyaslama yapmak istiyorsanız kendinizi kendinizle kıyaslayın. Her geçen gün daha iyi, daha sağlıklı ve mutlu olmak için çaba gösterin. Kısaca klişe ama başkalarının hayatlarını baz alarak enerjinizi boşa tüketeceğinize kendinizin en iyi versiyonu olmaya çalışın.

Nasıl öfke dolu ve huzursuz bir zihin bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyorsa, mutluluğu ve neşeyi de çevremize aynı şekilde yaymak bizim elimizde. Hayatı kirli toz bulutlarının içinde yaşayarak ümitsizliğe kapılmaktansa, kendi küçük dünyamızda ve çevremizde yarattığımız ufak değişimler ile başlayalım işe. Ufak değişimlerin büyük kazanımlara yol açtığını unutmayalım.

 

Sevgiler

Berna

 

Sevgili Aysel Can, annemiz seni her geçen gün daha çok özlüyoruz. Tek yapabildiğimiz sensiz hayata alışmaya çalışmak. Huzur içinde uyu….Çok özledik…

Gluten nedir?

Gluten sanıyorum pek çok kişinin bu aralar sıkça duymaya başladığı bir kelime. Özelikle de otoimmün bir rahatsızlığa sahipseniz beslenme şeklinizi glutensiz olarak değiştirmeniz doktorunuz ya da beslenme uzmanınız tarafından tavsiye edilmiştir bile. Bende geçen yıla kadar bu beslenme şeklinin sadece gluten intoleransına yani “gluten duyarlılığı” sahip kişilere özgü olduğunu düşünürken Avusturalya da tanışma fırsatı bulduğum ve aynı okuldan mezun olduğum beslenme uzmanı ve yazar Lola Berry sayesinde bakış açım tamamen değişti diyebilirim. Gerek kitaplarında gerekse sohbetlerinde sıkça dile getirdigi gluteni son bir yıldır araştırmaya, kurslara katılmaya ve bu konuda dünya da yazılmış makaleleri incelemeye başladım. Özellikle yaşadığım Melbourne şehri sağlıklı yaşama olan hassasiyeti ile meşhur bir şehir olması nedeniyle araştırmalarım konusunda bana pek çok konuda olanak sundu ve çok farklı uzmanlarla tanışma fırsatı sağladı. Son 6 aydır da hayatımdan yavaş yavaş çıkardığım gluteni ve glutensiz beslenmenin etkilerini kendimde gözlemlemeye başladım. Tecrübelerimi yazımın sonunda paylaşacağım ama öncelikle biraz bilgi ile başlayalım.

Gluten nedir?

Gluten, arpa, buğday, bira, makarna, ekmek, bulgur ve bir çok işlenmiş gıdada bulunan bir tür proteindir. Gluten içeren tahıllardan yapılan unlu gıdalar sofralarımızda büyük oranda tüketilmektedir ve bağırsak hastalıklarından metabolizmik sorunlara kadar sindirim ve dolaşım sistemini oldukça etkileyen zararları bulunmaktadır. Vücuttaki doku sistemine verdiği zararlar sonucu bağışıklık sisteminin genetik yapısını değiştirir ve vücudun alerji, astım ve enfeksiyonlara karşı olan savunmasını bozar. Çölyak hastalığına sahip olanlar ise yüksek gluten duyarlılığı riski altında yaşayan bireylerdir.

Gluten duyarlılığı ve bağırsaklarda hasar olup olmadığını nasıl anlaşılır?

Gaita testi ile varlığı test edilebilmektedir ve bu şekilde bağırsakların zarar görüp görmediği anlaşılabilir. Ama benim fikrim glutensiz diyete başlamak için bağırsaklarda hasar oluşmasını beklemeyin ve test yaptırarak erken teşhis ve glutensiz beslenme ile bağırsaklarınızı koruyun.

Gluten duyarlılığına sahip olabileceğinizi gösteren 10 işaret;

1. Sindirim sistemi problemleri; sürekli gaz, diyare (ishal), kabızlık problemleri (özellikle gluten içeren besinler aldıktan sonra)

2. Aşırı yorgunluk ve özellikle glutenli yiyecekleri içeren bir yemek tükettikten sonra çok yorgun hissetme

3. Otoimmün bir rahatsızlığın teşhisinin konulması; Romatoid artrit, Lupus, Sedef, Multiple Sclerosis gibi

4. Migren ve başağrısı ( The American Journal of Gastroenterology yayınladığı makalede gluten duyarlılığının migren tanısı konmuş pek çok kişide altta yatan asıl sebep oldugunu vurgulamıştır. Migren hastalarının glutensiz yaşam tarzını benimsemesi ile migren sorunlarını en aza indirdiği ya da tamamen ortadan kaybolduğu yapılan çalışmalarda gözlenmiştir. Detaylı bilgi icin bu makaleyi okuyabilirsiniz; Association Between Migraine and Celiac Disease: Results From a Preliminary Case-Control and Therapeutic Study)

5. Eklemlerde özellikle dizlerde, parmaklarda ve kalça ekleminde inflamasyon ve şişkinlik

6. Fibromiyalji

7. Beyin sislenmesi/bulanması

8. Baş dönmesi ya da denge kaybı gibi nörolojik semptomlar

9. Hormon bozukluğu ( Premenstrual sendrom, Polikistik over sendromu )

10. Sürekli kaygı, endişe ve depresyon hali

 

Dünya da yapılan araştırmalar 55 den fazla hastalığın gluten ile bağlantılı olduğunu açıkca belirtiyor ve yaklaşık %99 oranında tanısı konmamış fakat gluten intoleransına sahip kişilerin bulunduğunu da eklemek gerek. Bende gerek sedef hastalığım gerekse sağlıklı yaşama olan tutkum nedeniyle 6 ay önce hayatımı glutensiz beslenme şekline çevirerek bir süre gözlemlemeye karar verdim. Süpermarketlerin glutensiz yiyecekler kısımında dakikalar geçirmeye, glutensiz tarifleri tek tek mutfağımda denemeye, makaleler okumaya, biraz daha büyük bir adım atarak Deakin üniversitesinde bu konuda ders almaya ve bu alanda uzun yıllardır çalışan pek çok kişi ile bağlantı kurmaya başladım. Son 6 aydır ılıman bir şekilde hayatımdan gluteni çıkardım ve ailem başta olmak üzere tüm çevremi bu konuda yönlendiriyorum. Çok içten bir şekilde şunu belirtmeliyim ki cildimin yenilendiğini bu 6 ay içerisinde adım adım hissettim diyebilirim. Yapı olarak zaten çok enerjik ve aktif bir kadın olduğum yakın çevrem tarafından her zaman bana söylenirdi ama glutensiz yiyecekler ile beslenmeye başladıktan sonra enerji seviyem çok daha yükseldi ve çok daha iyi hissetmeye başladım. Tabi şunuda eklemekte fayda var aynı dönem içerisinde beyaz şeker içeren herşeye de veda edip evde yaptığım tatlılarda sadece stevia ya da tarçın kullandım. Kısaca sağlıklı yaşamak aslında çokta zor değil sadece biraz emek ve araştırma ile kendinizi ve sevdiklerinizi pek çok hastalıktan koruyabilir ve çok daha enerjik hissedebilirsiniz. Market raflarında “glutensiz” başlığı taşıyan ürünleri maalesef “diyabet” ürünleri kadar yaygın göremesek de, üzerine konuştukça ve konuşuldukça bu beslenme şekli lüks bir tercihten ziyade bir gereklilik olarak hayatlarımızda yerini alacaktır diye ümit ediyorum.

Hepinize sevdiklerinizle sağlık dolu bir bayram diliyorum.